7 Eylül 2009 Pazartesi

zor meslek görüntü yönetmenliği

şu aralar ne olduğunu sonra söyleyeceğim bir klipte çalışıyorum. önce kostümlerini yaptım, şimdi de görüntü yönetmenliğimsi bir şey yapıyorum. klip stop motion.

dünyanın en güzel mesleğiymiş lan stop motion klipte görüntü yönetmeni olarak çalışmak!
dekorcular sürekli uğraşıyorlar farklı farklı setleri hazırlamak için, yönetmen kendini paralıyor doğru hareket ettiricem diye, hep beraber ışıkları felan ayarlıyorlar. bense şu an bunları size yazıyorum. seti hazırladıklarda gidicem, koltuğuma kurulucam, stop motion programımı açıcam ve "ışık olmamış" dicem.
işim bu.

tabii devamlılığı takip etme işi bende olduğu için bir sürü hata var. ben ki daha en son okuduğu cümleyi yaz deseniz düzgün yazamayacak insan (hatırlamayacağımdan) nereye çivi girmiş, o tornavida görüntüye mi girmiş, noolmuş onu izliyorum. zor.

fotoğrafları çekmek yoruyor bazen ama, enter tuşuna basıyorum sürekli. narin bileklerim yoruluyor.

ehhe, şaka bir yana, gördüğüm en yorucu iş. inanılmaz emek istiyor.
bence insan stop motion çekmesi için peygamber sabrına sahip olması gerekiyor. diyorum ama ben çekmiştim önceden bir tane. ay sizle paylaşiim hemen bunu bir diğer postumda.
sonuçta aldığım karar şu, bence stop motion en fazla 1, bilemedin 2 dakika olmalı. fazlası bünyeye zarar.

öyleyken böyle.

3 Eylül 2009 Perşembe

büyük uyarı

sevgili sivilcelerim,
bu size son ihtarım olucak. lütfen yüzümü terk edin.
ergenliği geçeli çok oldu. artık benden kopup taze kanlar, taze suratlar keşfetmenin vakti geldi de geçiyor bile.
gitmezseniz sert yapıcam.

defolun gidin ulan! (göz korkutma)

öptüm bay.

1 Eylül 2009 Salı

kurul kararı

hemen bir kurul oluşturulsun istiyorum.
bu kurulda, her dilin bir temsilcisi yer alıcak ve diğer bütün dilleri kendi dili gibi konuşabilecek.
bu kurulun amacı; "kaka" gibi insan isimlerin olmaması için seferber olunması, "kant" gibi içecek isimlerini engellemek olucak.
farklı kültürleri koruyarak, ortak bir dil oluşturulacak.
çok mu zor canım?
hadi!

25 Ağustos 2009 Salı

bir soru

size bir sorum var.
toplu taşım araçlarına yalnız bindiğim yıllar boyunca beynimi tırmalayan bir konu oldu bu. umarım bana yardımcı olabilirsiniz.
minibüslerde şöförlerin yanında paraları falan koydukları bir kısım var bildiğiniz üzere. bazı insanlar gelir, çot diye oturur oraya yer yoksa...
hepsi mi şöförü tanır kardeşim? kim otursa "o hoovv nabiyon eyi misin?" diye bir başlıyor, sanarsınız bin yıllık arkadaşlar. ya da öyleler mi? oraya sadece şöför arkadaşları mı oturabiliyor?
he bir de eğer arkadaşlarıyla, gördüğüm kadarıyla şöförler hiç sevmiyor arkadaşlarını. soğuk soğuk konuşuyorlar hep. gözleri hep, engellenemez dürtüleri olan daha çok yolcu almakta.
ulan hepsi mi tanır? aklım almıyor.
şahsen ben hiç oturmadım, yıllarca korktum hep. sonuçta tanımıyorum ben şöförü...

büyüyoruz...


bugün heveslendim bakiim dedim minik online oyuncakçımız ne kadar duyulmuş. google'ladım hemen "le petit yubbié"yi. gördüklerim karşısında şaşkınlıklar içinde kaldım.
sevgili friendfeed dostları sağolsun (özellikle eda, elinden geleni ardına koymadığı için ^^), bir sürü şey yazdılar zaten ama ekşisözlük ve itü sözlüğe de girmişiz çok mutlu oldum. hele itü sözlük'te bir şey yazmışlar ki gözlerim doldu.
bir başka mutlu eden şey de, birisi blogunda yazmış "le petit yubbié"yi.
arkadaşlarım yazdığında, beğendiklerinde tabii ki çok seviniyorum ama tanımadığım insanlardan görünce geri dönüşümleri, inanılmaz gururlanıyorum.
buradan herkese teşekkür ederim.
oyuncaklarım ne kadar emek ve mutlulukla yapıldıklarını anlatabilmişiz demek ki. bunun için bir de çağrı'ma teşekkürler, kendisini metin yazarı olarak tuttum, akşamları işten gelince çalıştırıyorum. öpücükle de kandırdım, hayat bana güzel... he bir de oyuncaklarını 4 gözle değil 16 gözle bekliyoruz artık.
böyle beğenmekler ne güzel, insan güzel bir şey yaptığını anlıyor, yaptıkça yapası geliyor. (:

24 Ağustos 2009 Pazartesi

evlatlık giden oyuncaklar

her oyuncak siparişini yaparken ister istemez aramızda bir bağlılık oluyor. her diktiğim parçanın, her kopardığım ipin bir hatrı oluyor içimde. hal böyleyken, oyuncak bitip sıra alıcıya göndermeye gelince içim bir cız ediyor. sanki bebeğimi yolluyormuşum gibi.
onları iyi insanlara verdiğimi biliyorum, bilmezsem, en ufak bir güvenmesem bissürü emekle yaptığım bu oyuncakları vermem zaten. bu iyi insanlar eminim çok iyi bakıyordur oyuncaklarıma. görünce ne kadar sevinmişlerdir kim bilir...
anlayacağınız "sevgiyle yapıyoruz" yalan ya da reklam için kullanılan bir cümle asla değil. gerçekten severek yapıyorum onları.
bu sefer benim için yollaması daha da zor bir şey yaptım. küçük prens. bu küçük kahramanımın fotoğrafları gelince koyucam bloga ama inanın şimdiden özledim onu.
yirim.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

umut


son 4 yıldır destek kampanyası zamanlarında açık radyo'da çalışıyorum. yaptığım şey sadece call center'da destek vermek isteyen insanların kayıtlarını almak ama bana kendimi çok iyi hissettiriyor. 4 yıl önce bununla başladı ama artık sadece bunla bitmiyor tabii açık radyo maceram. arada pazar günleri saat 2'deki "metamorfoz" adlı şahane programa da katılıyorum. katılmasam bile pazarları radyoda bulunuyorum.
açık radyo, günler ilerledikçe dünya kötü gitse de, bana "kaliteli" insanların varlığının kanıtı gibi geliyor. çalışanları olsun, bağlantı içinde oldukları olsun belki 100 bilemediniz 200 kişi vardır. ama orada tanıştığım insanların çoğu, 10 kaplan gücünde. birisi ormanda 10 kaplan ediyor, öyle düşünün.
bu çok güzel bir his. güven gibi, huzur gibi. ama en çok umut gibi...