skip to main |
skip to sidebar
sürekli bahsediyorum ya, sergi sergi sergi diye. nihayet açıklama vaktim geldi.ben keçeden 3 boyutlu film afişleri yapmaya başladım bundan yaklaşık 1 yıl önce. arkadaşıma hazırladığım dvd kapaklarından aklıma geldi bi anda.sürekli işi kolaylaştırıp, başrolleri öne pat pat koyup afiş yapma mantığından uzaklaşarak tamamen el emeği afişler yapmayı kafama koydum. malzemem tabii ki değişmezdi, keçe.hem daha önceden denenmemişti, hem de kullanmayı en çok sevdiğim malzemeydi.işte bu ya, dikdörtgen olmasın dedim hepsi, bazıları kare, bazıları kasnağa gerili bazıları da film kahramanlarının şekillerinde olsun dedim. hatta interaktif olanları bile var (:film izlemek benim için bir tutkuyken "en sevdiğin film hangisi" sorusuna bir türlü cevap veremiyordum. düşündüm ki bu sergide biraz cevaplandırabilirim artık.ismi "çeyizlik filmler" çünkü hepsi saklamak isteyeceğim filmlerdi, ee bütün diktiğim afişleri elle yapmamın da etkisi çok büyük tabii ki.durum böyle, sergi 1 nisan'da başlıyor, merak ederseniz 1 nisan'da Milk Gallery'de olabilirsiniz (: 18'ine kadar açık olacak.bikaç tane sneak peek de yapayım istedik, afişlerin tamamı için nisan'ı bekleyeceksiniz (:

şu mükemmel tatil içinde kendimle ilgili bir şey keşfettim.dünyanın en güzel ortamını düşünün, her şey sırf siz rahatlayın diye yapılmış.loş bir oda, rahat yataklar, dinlendirici bir müzik...bir yandan size yapılan harika bir masaj/kese.ben böyle ütopik bi yerde bile "aman kadın şimdi çok sıkılıyodur", "sergide şunu nası halletsem", "huff oda çok dağıldı gidince onu bi topliim" diye düşünceler içinde kayboluyorum.hasta mısın be kadın? gevşee biraz..
Akka Hotels çok başarılı bir sosyal medya kampanyası yapmış Friendfeed üzerinden, çiftlere "en güzel sevgililer günü tasviri" sorulmuş. Otelin güzelliğini görünce sevgililer gününe inanmayan biz, katılmak istedik. Öncelikle "biz" olarak yazıyoruz bu yazıyı çünkü sevgili dediğin "biz" olmanın en güzel hali.Biz, sevgililerin tek bir günü varmış gibi, "sevgililer günü" diye anılan bir gün olması fikrini sevmiyoruz. Çünkü bizim için en güzel gün, birlikte geçirdiğimiz bir diğer gün aslında. Birbirimize her gün tekrar tekrar aşık oluyor, her gün "dünyanın en önemli günü"ymüşcesine ilgili davranıyoruz. Bizim için önemlisi birlikte güzel vakit geçirebilmek, o günün 14 Şubat ya da 58 Kasım olup olmadığını düşünmeden. İnsanın sevdiğine sadece o günün adı "sevgililer günü" diye bir önceki günden farklı davranmasını çok garip karşılıyoruz...
Sevgililer gününde özel bir hediye almayı da planlamıyoruz çünkü biz hediyemizi yapmayı (bilenler bilir zaten (: ) tercih edenlerdeniz. Vakit harcayarak, emek vererek, belki de en önemlisi kendinden bir şey katarak...
Uzun lafı kısası, biz aşkımızı bir güne sığdırmıyoruz, bir ömre sığdırmak istiyoruz. Bizce bırakın "en güzel sevgililer günü"nü, yaşamın en güzel hali bu çünkü. Tamamlanmak...

(Fotoğraf Marilyn Szabo'ya ait) Bugün Metamorfoz'u "So This is Christmas" adlı John Lennon şaheseriyle bitirdik.
Program bittikten sonra sevgilim Ömer Madra'nın Birgün Gazetesi'nden bir yazısını gösterdi bana. Öyle etkilendim ki paylaşmadan edemedim, yazının 2004 yılında yazıldığına dikkat çekerim.Yorumlarım ise yazıdan sonraya kalsın, gerçi söylenecek de pek bir şey bırakmıyor ama...***Demek Noel gelmişSen ne yaptın pekiBak bir yıl daha geçmişBir yenisi ona eklenivermişDemek Noel gelmişUmarım eğlenirsin Yanında yakınların ve sevdiklerinleEvdeki yaşlılar ve çocuklarlaHep birlikte Neşeli, coşkulu NoellerVe de mutlu Yeni YıllarUmalım her şey iyi olsunHiçbir korkuya yer kalmasın John Lennon Happy Xmas The War is Over (Mutlu Noeller Savaş Bitti)Sayın Başkanlar, Başbakanlar, Bakanlar, Parlamenterler, Şirket Başkanları, Yönetim Kurulu Başkanları, Murahhas Âzalar ve diğer Başkanlar... Bu Noel gecesinde ailecek sofraya otururken, evdeki yaşlılar ve çocuklar, o her zamanki babacan ve güvenilir gülümsemenizde bir farklılık seziyor olabilirler. Her zamanki gülümsemeniz değil dudağınızın kenarındaki. O her zaman var olan sorunların hep farkında olduğunuzu, ama her zaman hepsinin üstesinden geldiğinizi gösteren o bildik gülümseme değil sanki. Havada bir tuhaflık var. İnsanlık tarihinde ender raslanan bir "durum"un içindeyiz sanki ve sanki siz bunun farkındasınız. O tuhaf gülümsemeniz bu yüzden olabilir mi? Siz sorunları çözmek için vardınız hep. Yönetmek için vardınız. Varlık sebebiniz buydu. Oysa, bu Noel’e farklı bir durumda giriyorsunuz ve böyle durumlar "yönetilemiyor". Ve siz yönetenler, bunu herkesten iyi biliyorsunuz. “Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç” durumları bunlar yani. Ve havada bu korkunun kokusu var. Bir zamanlar ABD Başkanı Roosevelt, o korkunç ekonomik bunalım sırasında “Korkudan başka korkacak şeyimiz yok” demişti ya, işte o cinsten: Bilumum siyasilerin ve yöneticilerin sorun çözmekten vazgeçmek zorunda kaldığı, dehşetten felce uğramış, çarpılmış bir gülümsemeyle bakakaldığı o korkunun kokusu. Şimdi siz, çoluk çocuk ailece o mis gibi kızarmış baba hindiye geçmeden önce, “konvansiyonel olmayan” silahlarla derileri eritilmiş Felluceli insanlar aklınıza gelmiyor olabilir... Süslü püslü, ışıltılı pırıltılı çam ağacının dallarına asılı rengârenk çorapların içindeki Noel armağanlarını sevgili çocuklara dağıtma törenine başlamadan önce, uzak bir hastanede çorapsız ayaklı cılız bacaklarından biri kökünden kopmuş halde, elinde plastik oyuncak kamyonuyla yatan 2 yaşındaki Iraklı çocuğu düşünmüyor olabilirsiniz... Yemekten sonra, sıra “hazım için” likörlü-konyaklı çikolatalara geldiğinde, çok uzak bir Afrika ülkesinde, sebebi bilinmeyen o tuhaf “baş sallama” hastalığına tutuldukları için, öğütülmüş köklerden oluşan günlük yemeklerini yiyemeyen, ama kendilerine farklı herhangi bir yiyecek –mesela çikolata– verildiğinde baş sallamaları aniden sona eren küçük kara çocukların gölgesini hemen kafanızdan siliyor olabilirsiniz. İlâhiler söylenmiş, yemekler yenmiş, hediyeler, behiyeler sahibini bulmuş, gülünmüş söylenmiş ve artık uyku bedene çökmüşken, yatağa taşıdığınız mutlu -ve haklı olarak azıcık şımarmış- küçüklere son bir kez sarılırken uzak bir sokakta, kafası kopmuş bir büyüğüne sarılmış yatan Iraklı çocuk cesedini ya da Nablus’ta kollarını birbirlerinin omuzuna atmış güle oynaya çarşıya giden iki Filistinli çocuğun bir İsrail askerince aynı anda tek bir kurşunla öldürülmesini zihninize geldiği anda kovuyor olabilirsiniz... Noel gecesi çocuklarınızı yatırıp onları sarı derili göçmen dadılarına emanet ettikten sonra şık şıkırdım gittiğiniz dev kulüpte eşiniz dostunuzla dansederken, ABD’nin en saygın üniversitelerden birinin hazırlayıp Britanya’nın en saygın tıp dergilerinden birinde yayımlanan raporunda Irak’ta istila ve işgal sonunda – en çok ölü veren Felluce hariç! – 100 bin sivilin katledildiğini hatırladığınız anda unutuyor ve bu rakamları yalanlayan resmi yalanları hatırlamayı tercih ediyor, çünkü siz de Pentagon gibi “ceset saymıyor” olabilirsiniz... Pistte rakseden neşeli Noel Babalar’ı görünce, Noel Baba’nın kızağını çeken kırmızı burunlu ren geyiklerinin küresel ısınma yüzünden yakında tükeneceğini belirten bilimsel raporu unutup bunu yalanlayan resmi politik yalanları aklınıza getirmeyi yeğliyor, çünkü siz de ABD devlet ve şirket yöneticileri gibi kötü şeyleri düşünmek istemiyor, yadsıyor olabilirsiniz... Peki hepsini anladık da, Noel gecesi bu çarpık tebessüm neden o zaman? Hadi ama, silelim onu yüzümüzden hemen ve ilâhi Lennon’a eşlik edip – Harlem çocuk korosu ile – hep birlikte söyleyelim: Neşeli, coşkulu NoellerVe de mutlu Yeni YıllarUmalım her şey iyi olsunHiçbir korkuya yer kalmasın...***Tam 6 yıl geçmiş üstünden, ne değişmiş? Hiç...
hayatım boyunca sadece dikmek istiyorum. ama her türlüsünü! o kadar güzel işler görüyorum ki her gün, çok gaza geliyorum.bu ülkede nası olucak, ne yapıcam bilmiyorum ama hayatım boyunca sadece bu işten para kazanmak istiyorum.bu 2010'a dair en büyük dileğim.
çok küçücük bir şey gibi görülse de beni buruk yapmaya yetti. sanki çocuğumu elimden almışlar gibi hissediyorum kendimi.kendi evimde kendimi bir yabancı gibi hissetmek, ne kadar güven kırıcı bir şeymiş.bi de tabii uzun zamandır kurduğum bi hayalin, çok çok saçma bi nedenle bozulması da yeterince can sıkıcı.sadece biraz kendi başıma kalmaya ihtiyacım vardı. o yalnız kalma zamanınında nerdeyse her zamanını kurgulamıştım. her zaman yaptığım gibi.onlar yerine ne mi oluyo şimdi? elimde 3 çanta gidiyorum evden. hepsi de ağır ağır.en çoksa kedim için üzülüyorum ben. çok özler o beni.